11 Nisan 2014 Cuma

Hakkımda

Hakkımda
Simgesel bir resimdir

Hakkımda

Dünyanın en müşkül işidir kişinin kendisinden bahsetmesi. Çünkü insan, yaratılışı gereği kendini çok iyi bilemez; sürekli olarak kendisiyle birlikte olmasına rağmen.

Hani bir şair:

"Münferit vasıta-yı rüyet iken
Göremez kendisini dide bile." der ya.


Yani, tek görme aracı göz olmasına rağmen, o bile kendi kendini görmekten acizdir, demeye getirir şair. Aslında insan da aynı konumdadır hayat karşısında. Evet, eksik ve gediklerle dolu bir dünyada, bu da insanın en büyük eksiklerinden biri olsa gerek.

Bunları yazmamın sebebi, kendimden bahsetmenin zorluğunu dile getirmektir aslında; fakat mademki her blog yazarının bir "hakkımda" sayfası var; o halde ben de biraz kendi hakkımda konuşayım, çok zor olsa bile:

Demin gözden söz ettim, şimdi de kendimi (daha ziyade iç dünyamı) az biraz tarif edebilmek adına gözbebeğinden bahsedeyim:

Sadi-i Şirazi bir yerde, bencillik yerine fedakarlığın daha anlamlı ve daha doğal olduğunu dile getirmek için şöyle der:

"Kendini görüp de başkalarını görmemeyi gözbebeklerinden öğren."

Bilindiği gibi gözbebekleri kendini göremez; ama başkalarını görür. İşte yazar da, insanın gözbebeklerinden örnek alarak çoğu zaman kendisi yerine başkalarını görmesi gerektiğini dillendirir.

Peki, ne ilgisi var bu söz ile benim ruhsal ve kişilik özelliklerimin?

Hayatım boyunca hep bencil oldum ve yine en büyük savaşımı bu bencilliğe karşı verdim. Hep kendimden kaçmaya, başka insanlara yanaşmaya ve onlara değer katmaya çabaladım. Bencillik, can düşmanım oldu hep.

Şimdi, bu sayfada, kendi hakkımda bir şeyler çiziktirmeye çalışırken de bu özelliğimi aktarmak istedim sana. Dilersen bu niteliğimi çok daha güzel tarif eden bir öykü sunayım, ne dersin?

Bir fecir vaktinde deniz kenarında yürüyüşe çıkan bir adamın gördüklerinin hikayesidir bu; fakat aynı zamanda tüm insanlığın öyküsü...

Her sabah olduğu gibi bu sabah da güneş doğmadan uyanmış, sahil kenarında, güzel kumsalda yürüyüşe çıkmıştı. Fakat bu gün, gördüklerinde bir garabet (gariplik) vardı. Çünkü bu gün, birkaç yüz metre ötede bir kişinin sürekli olarak eğilip kalktığını görür gibiydi.

Acaba hayal mi görüyorum, bu bir halisülasyon mu diye kendine sorarken bir taraftan da adımlarını hızlandırıp gördüğünü sandığı manzaraya yaklaşıyordu. Nitekim biraz sonra, bir halisülasyon ile karşı karşıya olmadığını, bir adamın süratli ve garip bir şekilde kumsaldan bir şeyler alıp denize doğru fırlattığını fark etti. Yaklaştı, yaklaştı... İnsanlığa yaklaştığının farkına varmadan yaklaştı. (Evet, insanlık, uzaktan bakılınca çoğu kez anlaşılmaz ve yadırganır.)

Ve nihayet, bu garip adamın yanına kadar geldi. Gelir gelmez de sordu: " Birader ne yapıyorsun böyle? Deminden beri seni takip ediyorum, habire yerden bir şeyler alıp atıyorsun. Şimdi görüyorum ki kumsaldan alıp denize attığın şeyler, denizyıldızları. Bunu niçin yapıyorsun ki? Amacın spor yapmak mı yoksa?"

Adam, hiç oralı olmadı ilkin, sonra tek cümleyle yanıtladı: "Biraz sonra, güneş doğacak ve bu denizyıldızları güneş doğunca ölecek. Onları güneşin doğuşundan önce denize ulaştırmaya çalışıyorum."

Hayreti devam eden adam, yeniden sordu: İyi de burada milyonlarca denizyıldızı var. Hepsini birden atamazsın ki! Ne fark edecek?

Denizyıldızlarını denize fırlatmaya devam eden adam, yerden bir denizyıldızı daha aldı, çok kısa süreliğine durdu, adamın yüzüne bakıp denizyıldızını gösterdi ve onu da fırlatıp şöyle konuştu:

"Bak, onun için çok şey değişti."

Evet, şimdiye dek okuduğum en manidar öykülerden biri, kıssadan hisse çıkarmak gerekirse en çok da bu hikayeden çıkarılmalı hisse. Çünkü bu hikayenin bizi kanalize ettiği yön, bir kişinin bile hayatına dokunmanın, dünyanın bütün güzelliklerini bünyesinde topladığı gerçeğidir.

Hani, bir ayette bir insanı kurtarmanın bütün insanlığı kurtarmak ile eşdeğer olduğu ifade edilir ya. Veya bir hadis, bize, bir kişinin imana gelmesine vesile olmanın, güneşin üzerine doğduğu bütün nesnelerden hayırlı olduğu telkinini aşılar ya.

Bu öykü de "hakkımda" yazmak istediğim her şeyin özetidir aslında.

Neden anlattım bu öyküyü, kendi hakkımda bir şeyler yazmak yerine? Çünkü az önce de söylediğim gibi kibrimin ve bencilliğimin törpülenmesini istiyorum. Çünkü, kendimi insan olarak görmek ve insanlığın geniş ailesine katkıda bulunmak istiyorum.

Çünkü, şairin dediği gibi, bir tel kopar, ahenk ebediyen kesilir, biliyorum. Ve o telin (yüreğimdeki insanlık teli) kopmaması için çırpınıyorum.

Biliyorum, hakkımda sayfasında olmaması gereken birçok detaya girdiğim halde, kendimden hiç söz etmedim. Zira başta da söylediğim gibi, kişinin kendisini anlatması çok zor.

Son olarak niçin çevirgel duası ve şahmeran duası gibi dualar ve bu kapsamda aşk acısı üzerine yazdığımı da dile getirip "hakkımda" sayfasını noktalayayım:

Aşk, dünyanın en asil duygusudur; ama bütün "en"ler gibi o da güçtür.

Hani bir şair, en ağır işçi benim, gün yirmi dört saat seni düşünüyorum, diyor ya. İşte öyle ağır bir yüktür aşk acısı.

Bu acının az da olsa hafiflemesi için dilimin döndüğünce bir şeyler karalamak için açtım bu bloğu. Hani, olur da bir denizyıldızı, benim yazdıklarım sayesinde kurtulur diye.


Allah'a emanet...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Çevirgel Duası, Şahmeran Duası ya da diğer sevgiliyi geri getirme duaları ve büyüleriyle ilgili veya okuduğun yazıyla alakalı düşüncelerini ve yorumlarını yazarak sitemize katkıda bulunmak istemez misin?